Gaziantep Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Forumu Mobil Sürüm

Tam sürüme geçmek için tıklayın.
Kullanıcı Adı: Şifre:
  Üye Ol
 
Gaziantep Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Forumu  »  Mevzuat Forumu  »  tasfiye memuruna kesilen ceza hakkında
SMMMO 22.01.2013- 13:58

Sayın üstadımlarım konuyla ilgili Mahkeme kararlarınız varmı varsa sizlerden ricam tarafıma mail yoluyla gönderirseniz sevirinim.
Daha öncenden SMMM Onursal TAŞTAN meslektaşımızında bu konuyla ilgili yazısının olduğunu okudum. Yanlız Mahkemeye verip sonucun hangi aşamada olduğunu bilemiyorum. Onursal Beyin kendisine ulaşamadım neyazıkki. Sayın Onursal TAŞTAN üstadım buradan işallah mesajımı okumuş olursunuz. Bu konu hakkında bize yardımcı olursanız sevinirim. sayılarımla tüm meslek mensubu arkadaşlarıma.






                Tasfiye kapanış süremiz olan 12/2006 döneminde bitmesi gerekirken şirket ortaklarından tasfiye dönemi için gerekli olan masraflar Ticaret Odasına olan borçlarından dolayı masrafları alınamamış olup 12/2006 döneminden itibaren hiçbir işlem yapılmamış olup taki vergi dairesi tarafından adıma yoklama fişi çıkarılmış olup 06/07/2010 tarihinde ....A.... Vergi Dairesinin yoklama konusu olan ödevli kurum 21/12/2005 tarihinde tasfiyeye girmiş olup tasfiyenin sonuçlanıp sonuçlanmadığı, 5228 sayılı kanunun 6.maddesi ile 213 sayılı VUK nun 160.Maddesinin değiştirilen 3.fıkrası ve maddenin sonuna eklenen fıkralar hükmü ile 2004/13 seri nolu uygulama iç genelgesi uyarınca aşağıda belirtilen hususların mahallinde tespiti rica olunur denilmektedir. Yoklama fişinde belirtilen hususlar tespit edilmiş olup yoklama fişinde de belirtildiği gibi .....Ltd.Şti 12/2006 döneminden sonra tasfiye sonuçlanmadığı Ticaret Sicilde yayınlanmadığı 2006 yılından itibaren hiçbir beyannamenin verilmediği ve faaliyeti devam etmediği 06/07/2010 tarihinde düzenleyen yoklama memuru A,,,,,,,,,,’ yla ve Tasfiye memuru olarak ben yoklama fişi imzalarımız alınarak düzenlenmiştir. Tasfiye Halindeki Şirketimiz adresi nedeniyle mükellefler vergi dairesi dağılımına göre ilgili adresteki mükellefleri paylaşarak .....A...... Vergi dairesinden 2007 veya 2008 döneminde .....B...... Vergi Dairesine ....A.... Vergi dairesi tarafından dosyamız gönderilmiş olup .....B........ Vergi dairesinin ilgili 2 defa yoklama tutularak yoklama tutanaklarına istinaden açılışı yapılmamış olup tekrar .....A.... Vergi dairesine iade edilmiştir. Biz bu konuyu 06/07/2010 tarihinde düzenlenen yoklama tutanağına istinaden .....A..... Vergi dairesine başvurmamız neticesinde   öğrendiğimiz üzerine dosyamızda ...B... Vergi Dairesinin tutmuş olduğunu yoklama tutanaklarında (2 adet) şirket yetkililerine ulaşamadığına dair tespit yapılmış olduğu belgelenmiştir. İlgili yoklama tutanakları   vergi dairesindeki dosyamızda mevcuttur.

                Yoklama fişiyle beraber ....A.... Vergi Dairesi Müdürlüğüne 07/07/2010 -50304 tarih sayılı dilekçem ile başvurmuş olup 2004/13 seri nolu iç genelgesi uyarınca 06/12/2006 tarihi itibariyle vergi dairesi kayıtlarının terkin yapılması vergi kaydının silinmesini arz ettim. Talep etmiş olduğum işlemin ....A... Vergi dairesi müdürlüğü tarafından hızlı ve ivedilikle işleme alınıp olumlu veyahut olumsuz bir cevap verilmesi veya sonuçlandırılması vergi dairesi vizyonu misyonu gereği hızlı bir şekilde işleme alınması ve mükellefini koruması gerekmezmiydi.

                Tekrar olarak ....A... Vergi dairesi müdürlüğüne 13/07/2010 – 51979 tarih sayılı dilekçemle bu sefer şirket ortakların tasfiyeyi sonlandırdığı fakat maddi durumlarının tasfiye kapanış masraflarını karşılayamadığından sadece 06/12/2006 tarih 4 nolu tasfiye kapanış kararının noter tasdikli suretini dilekçeme ekleyerek   2004/13 seri nolu iç genelgesi uyarınca 12/2006 dönemi itibariyle kapatılmasını dilekçem ekinde talep ettim.

                Vermiş olduğum dilekçelerimden ve tutulan yoklama tutanağına istinaden tarafıma veya tarafımıza ....A..... Vergi Dairesi tarafından 2004/13 seri nolu iç genelgeye göre kapatılacağına veya kapatılmayacağına dair hiçbir resmi bilgi veya yazışma gönderilmemiştir.

........Ltd Şti   5228 sayılı kanun, VUK ve 2004/13 Seri nolu uygulama iç genelgeye göre 12/2006 döneminde resen vergi dairesince kapatılmayacaktı da ilgili kanunlara göre 06/07/2010 tarihinde böyle bir yoklama fişi düzenlemesine ve tutulmasına, vermiş olduğum 07/07/2010 ve 13/07/2010 tarihli kapanış dilekçelerime cevap verilmemesinde bir anlam bulamıyorum aksine vergi mükellefini ve temsilcisini altından kalkamayacağı cezalara muhatap olmasında usulsüz olduğunu görüyorum.

06/12/2006 tarih 4 nolu ortaklar kurulu tasfiye kapanış kararını 12/07/2010 tarihinde A......Noterliğinin 10573 yevmiye numarası ile tastik edilmiş olunan kararın bir nüshasının ...A.... vergi dairesine bir suretininde ticaret sicile tasfiye kapanış işlemi için sunulmuş olup yalnız ticaret sicil memurluğu tarafından 2006 yılında alınan kararın 2010 yılında yayınlanamayacağına tekrardan yeni tarihli karar alacağımızı tekrardan 29/11/2010 tarih ve 5 nolu karar alınmış olup bu şekilde ticaret sicil memurluğunda tasfiye kapanış işlemimiz yapılmıştır. Burada tasfiye masraflarını karşılayamamış olan şirket ortakları masrafları ne kadarda geç karşılamış olsalar dahi tasfiye sonladığına dair karar defterinde 06/12/2006 tarih ve 4 nolu kararda ıslak imzaları olup tasfiye sonlandığını ve tasfiye memurunda yetkilerinin bittiği ortaklar oy birliği ile karar vermiştir fakat buradaki mağduriyet tasfiye memurunu zor duruma düşürmüş bulunmaktadır

  10/08/2010   tarihinde ...A... Vergi Dairesinin Takip servisinden alınan şirketin borç sorgulamasında 2002 ve 2006 dönemleri arasında 495 TL vergi aslı 68,86 TL gecikme zammı olan 563,86 TL borç tahakkuk etmiş olup   10/08/2010 tarihinde vergi dairesine olan borcun tamamı kapatılmış tekrardan herhangi bir   borç tahakkuk ettirilmemiştir. Geriye kalan paranın da 02/12/2010 tarihinde masrafları harcanmış olup tasfiyeyi sonlandırılmıştır.

Takip servisinden almış olduğumuz borç dökümünden de anlaşılacağı gibi 10/08/2010 tarihi itibariyle 2007,2008,2009,2010 yıllarıyla ilgili tarafımıza hiçbir cezai işlem yapılmamıştır. Oysaki bizim vermiş olduğumuz dilekçeler kararlar neticesinde ....A.... Vergi Dairesi tarafımıza ...A...ltd.Şti nin kapatılıp kapatılmayacağına dair bir yazışma yapmadığından dolayı bizimde vergi dairesine olan yükümlüğümüzün   5228 sayılı kanun, VUK ve 2004/13 Seri nolu uygulama iç genelgeye göre kapatıldığı sanılmış olup vergi dairesine   tarafından torba yasa olan 6111 sayılı yasaya göre uyarılmadım.

Taki tarafıma 01/12/2012 tarihinde Tasfiye memuru olarak sorumlu tutularak adıma 10/2007 , 11/2007 , 12/2007 dönemlerine ait KDV beyannamesi verilmediğinden dolayı ve 01/2007-12/2007 dönemine ait kurumlar vergisi beyannamesi verilmediği için Vergi Ceza İhbarnamesi düzenlenmiştir. Oysaki ben 2010 yılında yapmış olduğum tüm yazışmalara istinaden vergi dairesi bana hiçbir bilgi yazısı göndermeyip ceza ihbarnamesini 14/11/2012 tarihinde adıma düzenlemiştir. Benim tüm yazışmalarıma istinaden kesilecek cezaların zamanında vergi dairesi bana bildirmiş olsaydı 6111 torba yasaya göre haklarımı kullanırdım.   6111 sayılı torba yasaya göre Türkiye genelindeki mükellefler uyarılırken tarafıma veya tarafımıza herhangi bir uyarı mektubu gönderilmemiştir. Kanunen İdarenin görevi mükellefin torba yasadan faydalanması için uyarı yazısı göndermesi gerekir. Her ne kadarda mükellef kendi görevlerini yapacaksada idarede yapmayaları uyarmak zorundadır. Çünkü mükellef görevini yerine getirmiyorsa ,başına çeşitli işler gelebilir veya konudan haberi olmaya bilir , ölüm, kayıp , vs. vs. veya benim durumumdaki yoklama fişine ve vermiş olduğum dilekçelere istinaden   resen kapatıldığını düşünebilir   idarenin veri tabanında işlerini yapmayarak yerine getirmeyen mükellef gereksiz işgal ettiğinden idare mükellefe " sayın mükellef   görevlerinizi yerine getirmiyorsunuz şu gün içinde geçerli bir sebep belirtin demek ister aslında " ...A.... vergi   dairesinin   torba kanunundan faydalanmamızı engellemiş olup adıma özel usulsüzlük cezalarını kesmiştir.

            Ne kadar yaşadığım olayı gerçekliğini burada anlatsam da 03/07/2009 tarih   27277 sayılı T.C Resmi Gazetesinde yayınlanan 5904 Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun MADDE 6 - 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin sekizinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve mevcut dokuzuncu fıkra onuncu fıkra olarak teselsül ettirilmiştir.

"(9) Tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflerin tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin olarak salınacak her türlü vergi tarhiyatı ve kesilecek cezalar, müteselsilen sorumlu olmak üzere; tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için ise tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılır. Limited şirket ortakları, tasfiye öncesi dönemlerle ilgili bu kapsamda doğacak amme alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu olurlar. Şu kadar ki, bu fıkra uyarınca tasfiye memurlarının sorumluluğu, tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlıdır."   Denilmektedir. Burada 03/07/2009 tarihinden sonra tasfiye olarak ticaret sicilden silinen şirketlerin tasfiye memurunun her türlü vergi tarhiyatı ve kesilecek cezalardan sorumluluğu tasfiye sonu dağıtılacak karla sınırlıdır denilmektedir. İlgili tasfiye halindeki şirket aralık 2010 da ticaret sicilinden silinmiş olup şirket zaten gayri faal bir şirket olduğundan dağıtılacak herhangi bir tutar mevcut değildir.



  5904 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun[2]’un 6. maddesi ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu(KVK)[3]’nun 17. maddesine eklenen ve 03.07.2009 tarihinde yürürlüğe giren yeni hükümlerle, tasfiyesi tamamlanan sermaye şirketleri ile ilgili yapılacak olan tarhiyatlarda yeni bir döneme girmiş bulunuyoruz. Bahsi geçen düzenleme şu şekildedir: “Tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflerin tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin olarak salınacak her türlü vergi tarhiyatı ve kesilecek cezalar, müteselsilen sorumlu olmak üzere; tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için ise tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılır. Limited şirket ortakları, tasfiye öncesi dönemlerle ilgili bu kapsamda doğacak amme alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu olurlar. Şu kadar ki, bu fıkra uyarınca tasfiye memurlarının sorumluluğu, tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlıdır.” Diğer yandan, yine 5904 Sayılı Kanun ile KVK’ya; Kanun’un 17. maddesinin dokuzuncu fıkrası hükümlerinin, 03.07.2009 tarihinden önce yapılan her türlü vergi tarhiyatı ve kesilen cezalar hakkında uygulanmayacağına ilişkin geçici 6. madde ilave edilmiştir. Dolayısı ile bu tarihten itibaren yapılacak olan tarhiyatlarda ve kesilecek cezalarda bahsi geçen yeni hükümler geçerli olacaktır.



Yapılan bu düzenlemelere göre, tasfiyesi tamamlanan Kurumlar Vergisi mükellefleri ile ilgili olarak 03.07.2009 tarihinden itibaren yapılacak tarhiyatlar bu kurumların kendisi adına değil, tarhiyatın ilgili olduğu dönemdeki kanuni temsilciler veya tasfiye memurları adına yapılacaktır. Kesilecek cezalar bakımından da durum aynıdır ve her iki halde de kanuni temsilcilerin ve tasfiye memurlarının müteselsil sorumluluğu söz konusudur.



Diğer yandan Vergi Usul Kanunu[4](VUK)’nun, “Mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettüb eden gerçek veya tüzelkişidir.”, hükmünü haiz 8. maddesi, “Tüzelkişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.” diyen 10. maddesi ve “Tüzel kişilerin idare ve tasfiyesinde Vergi Kanunu’na aykırı hareketlerden tevellüt edecek vergi cezaları tüze kişiler adına kesilir” hükmünü ihtiva eden 333. maddesi halen varlığını muhafaza etmektedir.



Bu çalışma, tasfiye süreçleri tamamlanarak hukuk âlemindeki varlıkları sona eren sermaye şirketleri ile ilgili olarak, 03.07.2009 Tarihinden sonra salınacak vergi ve bu tarihten sonra kesilecek cezaların hukuki durumlarını tartışmaya yönelik olarak hazırlanmıştır.



II- YAPILAN DÜZENLEMENİN GEREKÇESİ ÜZERİNE DEĞERLENDİRME



KVK’nın 17. maddesine eklenen 9. fıkra ve geçici 6. maddenin gerekçesinde doyurucu bir açıklama yer almamaktadır. Ancak yapılan düzenlemenin, yukarıda bahsi geçen çalışmamızda izah etmeye çalıştığımız hususlar nedeni ile yapıldığını kabul etmek gerekmektedir. Kanun koyucu da, tasfiyesi tamamlanıp ticaret sicilinden kaydı silinen bir şirketin hukuki varlığından bahsedilemeyeceğini, bu temel fikre bağlı olarak da, bu şirketler adına vergilendirme ve cezalandırma işlemlerinin tesis edilemeyeceğini, hatta bu şirketlerin temsil dahi edilemeyeceklerini (dolayısı ile bu tür şirketler adına salınacak vergilerin ve kesilecek cezaların, müteselsilen sorumlu olmak üzere kanuni temsilcilerden ve tasfiye memurlarından birisi adına yapılacağını düzenlemek suretiyle) zımnen dahi olsa bizce kabul etmiş olmaktadır. Bu zımni kabulün neticesinde yapılan düzenlemenin ise konu ile ilgili ihtilafların son bulması içi yeterli olamayacağını düşünüyoruz. Bu düşüncemizin dayanakları çalışmanın ilerleyen bölümlerinde yer almaktadır.



III- VUK HÜKÜMLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRME



Mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettüp eden gerçek veya tüzel kişidir (VUK Md. 8). Her verginin mevzuu ve bu verginin doğuşuna neden olan bir olayın varlığı gereklidir. Bunun yanı sıra her verginin, kanununda belirlenmiş esasa izafe edileceği gerçek veya tüzel kişi şeklinde bir mükellefi mevcuttur ve vergileme gerçek veya tüzel kişilik adına yapılır[5]. Yani verginin asıl borçlusu, o verginin mükellefidir. Dolayısı ile KVK’nın 17/9 hükümleri VUK’un 8. madde hükümleri ile çelişmektedir. Zira KVK’nın 17/9 hükmü, tasfiyesi tamamlanan Kurumlar Vergisi mükelleflerinin yerine, bunların kanuni temsilcilerini müteselsilen muhatap olarak kabul etmektedir.



Tüzel kişilerin mükellef olmaları halinde, bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri tarafından yerine getirilmekte, bu kimselerin bu ödevlerini yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınmakta ve temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilmektedirler (VUK md. 10). Temsilciler veya teşekkülü idare edenlerce asıl mükellefe rücu edilecek kısım verginin kendisi ile sınırlıdır. Dolayısı ile cezalar bakımından rücu hakkı bulunmamaktadır.



Tasfiyesi tamamlanan bir sermaye şirketinin hukuki varlığı ve tüm ortakların da şirketle olan hukuki bağları sona ermiştir. Yani KVK’nın 17/9 hükmünün uygulanması suretiyle kanuni temsilcilerin muhatap tutulması halinde, bu kimselerin rücu edebilecekleri asıl mükellef ve ortaklık bağı bulunan hiç kimse mevcut olmayacağından, KVK’nın 17/9 hükümleri, VUK’un 10. maddesi hükümlerinden olan “Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler” ifadesini bu bakımdan anlamsız kılmaktadır.



KVK’nın 17/9 hükümleri, tüzel kişilerin idare ve tasfiyesinde Vergi Kanunu’na aykırı hareketlerden tevellüt edecek vergi cezalarının tüzel kişiler adına kesileceğine ilişkin VUK’un 333. maddesi ile de çelişmektedir. Zira KVK, mükellefin kendisini değil, kanuni temsilcisini muhatap olarak kabul etmektedir. Kanaatimizce, tasfiyesi tamamlanan bir sermaye şirketinin artık mükellef olarak kabulünün mümkün olmaması nedeniyle kanun koyucu böyle bir düzenleme yapmıştır. Ama yapmış olduğu düzenlemenin VUK ile çelişmesini de önleyememiştir. Yapılan düzenlemenin öteden beri var olan ihtilafları ortadan kaldırmayacağını ve ilerleyen dönemlerde konuya ilişkin ihtilafların bu defa farklı bir şekilde devam edeceğini düşünüyoruz.



Daha önceki çalışmamızda, tasfiyesi tamamlanan sermaye şirketlerinin hukuki statüleri ve fiil ehliyetleri konusunda ayrıntılı açıklamaları ve Danıştay’da da konuya ilişkin hâkim görüşünü belirtmiştik. Yapılan düzenleme ile hukuken var olmayan bir Kurumlar vergisi mükellefi adına salınması gereken vergiler ve kesilmesi gereken cezalar, esasında söz konusu verginin mükellefi olmayan kimseler adına gerçekleştirilmek istenmektedir. Kanuni, ama hukuki olmayan bir düzenleme ihdas edilmiştir.



Yapılan düzenlemenin, VUK ve Türk Ticaret Kanunu(TTK)[6] hükümleri ile birlikte değerlendirilerek yapılması gerekirdi. Esasen, tasfiye halinde olan kurumlar vergisi mükelleflerinin, tasfiyesi tamamlanmadan önce, bir anlamda henüz hayattayken tüm vergisel yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediğinin kontrolüne yönelik bir vergi incelenmesini zorunlu tutacak hukuki düzenlemeler düşünülebilirdi. Tabi bunu yaparken de hem KVK hem de VUK uyumunu sağlamak gerekecektir. Veya TTK’ ya bu türden olan sermaye şirketlerinin, tasfiyelerinin tamamlanmasının ardından VUK’da belirtilen tarh zaman aşımı süresince en azından vergisel anlamda hukuki varlıklarını devam ettireceklerine yönelik hükümler ilave edilebilirdi.



IV- SONUÇ



Tasfiyesi tamamlanarak tüzel kişilikleri sona eren Kurumlar Vergisi mükellefleri adına, tasfiyeye giriş tarihinden önceki dönemlerle ilgili olsa dahi vergilendirme yapılması ve ceza kesilmesi hukuken mümkün değildir. Danıştay’da hâkim olan görüş de bu doğrultudadır.[7] 5904 sayılı Kanun ile KVK’ya eklenen 17/9 ve Geçici 6. Madde hükümlerine göre, 03.07.2009 tarihinden itibaren bu türden mükellefler ile ilgili yapılacak tarhiyatlarda ve kesilecek cezalarda, kanuni temsilciyi ve/veya tasfiye memurları muhatap olarak kabul edilecek, vergi ve cezalar bu kimseler adına (verginin mükellefi olmamalarına rağmen) salınacak/kesilecektir.



Yapılan düzenleme, hukuki varlığı son bulmuş olan tüzel kişileri (dolaylı olarak) vergi mevzuatı kapsamına dahil etme düşüncesinin sonucu olmakla birlikte, tek başına başarılı olup olmayacağı tartışmalı olan bir düzenlemedir.



Bu türden kurumların tasfiyelerin tamamlanmasının öncesinde kapsamlı bir vergi incelemesine tabi tutulmalarını sağlayacak ve hem KVK hem de VUK açısından uyumlu olacak hukuki düzenlemelerin veyahut da tasfiyesi tamamlanan sermaye şirketlerinin bu tarihten sonra hukuki varlıklarının en azından sınırlı olarak vergisel anlamda, VUK’da bahsi geçen tarh zaman aşımı süresince devamını öngören TTK düzenlemelerinin, konuya ilişkin sorunun çözümünde daha faydalı olabileceği tarafımızca düşünülmektedir

Burda yapılan işlemlerin tarafınızdan ilgili kanunlara göre düzeltilmesini tasfiyesi bulunduğum şirketin resen kapatılmasını adıma kesilen usulsüz cezalarının resen terk veya iptal edilmesini müdürlüğünüze arz ederim. Tarafıma ivedi olarak cevap verilmesini saygılarımla arz ederim.

Yukarıdaki yazıyı ilk önce USUL MÜDÜRLÜĞÜNE vermeyi düşünüyoruz . Oradan geleck yazı bizi ne etkileyecek bilmiyorum sonuca göre
işlem yapacağım.

( 10/2007 - 11/ 2007 - 12/ 2007 KDV Beyannamesi verilmedi diye kesilen usulsüzlük Cezası

01-01-2007 / 31-12-2007 Kurumlar Beyannamesi verilmedi diye kesilen Usulsüzlük Cezası

ve Kesilecek olan   2008 - 2009 - 2010 tarihleri için Süresinde verilmedi diye KDV, BA-BS ve Kurumlar beyannamesi cezaları henüs kesilmedi ama kesileceğini söylediler. Bizim burda alacağımız sonuç sizce nasıl olur. Sizlerin bilgilerinizle ve mahkeme kararlarınız varsa iletişime geçmek istiyorum. Mail yoluyla veya telefonla görüşürsek sevinirim

0 533 775 45 90

Mail: serkanacar06@mynet.com

serkanacar06 | Cvp: 04.12.2013- 23:19   Cevap: 1

SMMM NUR BEYLE   İLETİŞİME GİREMEDİK


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2013   phpKF Ekibi